İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Ekolojik Masallar
  3. Dünya Masalım
reaksiyion-alkis

Dünya Masalım

Dünya Masalım
3

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde bundan 4 milyar yıl kadar önce Güneş, Ay ve Yıldızlar kardeşçe yaşarmış. “Keşke benim de böyle dostlarım olsa, ben de aralarında yaşasam” diye hayal kurarmış Dünya.

Az bir zaman geçmiş bizim Dünya’nın dileği gerçek olmuş. Güneş, Ay ve Yıldızlar Dünya ile kardeş olup, karşılıksız sevgileri ile her anı yaşamaya başlamışlar.

Güneş her gün Dünya’nın yüzüne vurdukça mutluluktan neşe saçıp, bin bir çeşit otlar, bin bir çeşit ağaçlar filiz vermiş. Rengarenk mantarlar ve nice bitkiler oluşmaya başlamış. Dünyanın sevgisi ve kucak açmasıyla dereler, ırmaklar, denizler kocaman uçsuz bucaksız okyanuslar olmuş.

Gezegeninin her yeri  eşsiz bir tablo gibi  mükemmel görüntüde olmuş.  ‘Her halde daha iyisi yoktur, bu ne muhteşemlik’ diye düşünmüş Dünya.

Bir sağına bakmış denizlerinde renkli irili ufaklı farklı şekilde hareket eden canlılar çoğalıyormuş. Bir soluna bakmış ormanlardan, bozkırlardan, derelerden sesler duymaya başlamış. Yerde sürünen, dört ayaklı ve havada uçuşan hareketli bir sürü canlılar hayatına ortak olmuş. Bu yeni canlılık dünyanın çok hoşuna gitmiş, ‘Ne güzel, kalabalık bir ailem oldu’ diye içinden geçirmiş.

“Bundan daha güzel ne olabilir ki?” demiş ve mutluluktan gülmeye, neşelenmeye, şükretmeye başlamış. ‘Ben ne güzel bir gezegenim önce yalnızdım, hiçbir mutluluk kaynağım yoktu, Güneş, Ay ve Yıldızlar bana dost olduktan sonra mutluluktan topraklarım coşku, sularım kaynağından koştu, sonra onları bin bir çeşit bitki, ağaç ve canlılar karşıladı, cennet diye anlatılan yer burası herhalde” diye düşünmüş.

Epey bir zaman sonra bu güzel Dünyaya ‘İnsan’ denen bir canlı daha gelmiş. O da diğer misafirler gibi kendi halinde mutlu ve huzurlu olarak epey bir dönem yaşamış.

Sonra ne olduğunu bir türlü anlayamamış Dünya…

“Güneş bir ara sırtını bana dönmüştü, Ayı da göremediğim gibi yıldızları da seçemiyordum. İnsanlar daha da çoğalmaya başlamışlardı ve ego kavgaları olmaya başlamıştı aralarında. Bu durumu ben çok önemsemiyordum. Koca Dünyayım misafirlerimin hepsine yeterim ama neden böyle yapıyor insanlar” diye soruyormuş Dünya kendine.

Bu konu biraz canını sıksa da çözülür diye düşünüp konuyu unutmuş. İnsan denen canlılar ilk zamanlar semboller çizip, yazarak birbiri ile anlaşırken sonradan çıkardığı seslere göre anlaşmaya başlamışlar. Kendi seslerini kim anlarsa onları kendine yakın görmeye başlamışlar, diğer sesleri dinlemeyi unutmuşlar. Zamanla birbirilerinin kaşını gözünü rengini beğenmez olmuşlar. Kendinden olmayan diğer insanları farklı diye içlerine almamışlar. Dünya tüm bu olanlara şahit olurken, “olsun be koca Dünyayım, benim sevgim onlara yeter, ben en iyisi bunları 7’ye böleyim, ayrı kalırsalar belki birbirilerinin kıymetini bilirler” demiş.

Böylece Dünya 7 Kıtaya bölünmüş. Her birinde ayrı bir dünya cevheri varmış, her biri cennetten bir parçaymış. İnsanlar ve diğer canlılar bu yeni duruma alışmak için epey bir zaman barış içinde yaşamışlar. Dünya da bulduğu bu çözümün kalıcı olacağını sanıp, ilham aldığı Güneş, Ay ve Yıldızlara mutluluk dolu şükürlerini sunmuş. Güneş, Ay ve Yıldızlar Dünya’nın bu kabul haline aşk ile bakmaya, onun istediği her şeyi karşılıksız sevgi ile her an gerçekleştirmeye devam etmişler.

Gel zaman git zaman insanlar çoğaldıkça aç kalırsam düşüncesi hâkim olmaya başlamış. Gücü yetenler yiyecekleri mağaralara, toprak altlarına saklamaya ve biriktirmeye başlamışlar. İnsan zihnine aç kalma korkusu ilk olarak “kıtlık” olarak işlenmiş.

Oysa Dünya insan misafirleri için, ‘ben bolluk içindeyim, her misafirim bitmeyen sofradan doyacak, bitmeyen sudan içecek, ne bu telaş’ diye düşünmüş. Zamanla insanlarda bu açlık fikri o kadar korkuya dönüşmüş ki, herkes bir şeyler saklamaya biriktirmeye başlamış. Yiyecek takasları başlamış. Yiyecek takasları bir süre sonra sorunu çözmeye denge kurmaya yetmemiş. İnsan denen canlı diğer canlılar gibi Dünya’nın misafiri değil, sahibi olduğunu sanmaya başlamış.

İnsanlar korkuyla tanıştıktan sonra saldırgan olmaya ve kaba kuvvet kullanmaya başlamışlar. Gücü yetmeyen diğer insanlar kendilerini güçlülere karşı savunamamışlar. Kaba kuvvet kullananlar, diğer insanlarla ilk savaşları başlatmışlar. Oysa güçlü adaletli olabilseydi, zayıfları ezmeseydi,  savaşlar çıkmayacaktı ve bir süre sonra Dünya’da yaşam yine dengede olacaktı. Güçlü paylaşabilseydi, herkese yetecek her şey vardı aslında Dünya’da.

İnsanların yetememe ve aç kalma korkuları, egoları, kazanma hırsları büyüdükçe güç savaşları çok insanın (ve diğer canlıların) canını yaktı. O kadar çok can yakıldı ki, kuşlar dile geldi. Ölümsüz ağacın onlara barış getireceğine inanıp ağzında zeytini üstünde yeşil dalı ile her savaş meydanında belirdi. Tüm diğer canlılar insanın güç savaşını anlamasa da onların kardeş olduğunu biliyordu. İnsanlar kendileri savaşırken diğer canlı ve bitkilere verdikleri zararı hiç düşünmediler. Büyük egolar insanlara büyük bencillikler getirdi.

Dünya bu durum karşısında uzunca bir ara sustu ve ne yapsam diye düşündü. ‘Nasıl davransam bu misafirlerim sakin olur? ’ demeye başladı. Kendisinin koskoca evrendeki yalnızlığını ve sonrasında nasıl cennete dönüştüğünü hatırsam belki de anlaşılırım dedi ve bilgiyi açığa bıraktı:

Bir kısım insan ve bazı uygarlıklar bu kadim bilgiyi aldı. Bir kısım insanın içinde şüphe oluştu ve ‘ya kandırılıyorsam’ dedi. Bu ilk şüphe aslında en büyük düşman oldu insana. Şüphe yıllarca bu insanları kemirdi. Hiçbir zaman kendilerinden  emin olamadılar ve başka iyiliklerden de ders almadılar.

İyiler ise, sabırla ilmek ilmek sevgi ile örmeye başladı. Bilgilerini ve minnettar oldukları gezegenlerini, bu gezegende misafir olduklarını hiç unutmamaya and içtiler.

Dünya insansız yapabilir yapmasına da insan Dünyasız ne yapar?

Dünyanın ırmaklarından bolca su içtiler, ağaçlarından yemişlerini yediler, toprağı sevip okşadılar gül verdi.  Yağmur yağdı ıslandılar, güneş açtı ısındırlar. Bir tohum ektiler bin buğday verdi. Şükür edip hiç kurumayan ağaçları sevip süslediler, Güneşe, Aya Yıldızlara dilekler dilediler, sesli dileklerini söyleyip dualar ettiler.

Çalışkan, emek harcayan, aç gözlü olmayan, barış içinde yaşayan bu iyi ve güzel insanlar zamanı böyle güzel geçti. Yine Ayın ve Güneşin karardığı bir gün iyilerin arasına da tanımadıkları şüphe ve korku girdi. Gel zaman git zaman iyiler ve kötüler birbirine benzemeye başladı. Adalet duygusu azaldı ve haksızlıklar çoğaldı. Daldaki yemişler yetmez, buğday başak vermez oldu. Sular kaynağına küstü, balıklar öldü. Türlü yıkımlar oldu. Dünya 7 Kıtaya bölündüğünde ‘7 Uyuyan’ uykuya daldı. Gelecek için hazır bekliyorlardı.

İyiler, Yedi Uyuyanlarla birleşip Dünya’nın gelecek misafirlerine hazırlanması için çalışıyor.

İyiler, ‘iyilik kuyusunu’ doldururken, kötüler de ‘kötülük kuyusunu’ doldurmaya devam ediyor.

Bu masalı dinleyen sen, Dünya için-gelecek için iyilik yap.

Gökten üç iyilik düşsün.

Biri dinleyene,

Biri anlatana,

Biri de bu masalı dağıtana gelsin..

Yazar Hakkında

Türkan Uçar

Sürdürülebilir üretim ve tüketimler üzerine kafa yoruyor, daha iyisini nasıl yaparız diye gelişmeye çalışıyorum. SKH (Sürüdürülebilir Kalkınma Amaçları) ile ilgili 7 den 70'e herkesin birşeyler yapabileceğini düşünüyorum. Herkesin az dediği katkı birlikte yapıldığında çok büyük etkiye neden olacağının farkındayım Arada sırada kendimce masallar ve kendimden yazılar yazıyorum. Okuyan, yorum yapan herkes bana heves ve heyecan katacak.

Yorum Yap